Kalp göğüsten fırlayacakmış gibi atıyor, nefes yetmiyor, eller uyuşuyor ve zihinden tek bir düşünce geçiyor: ölüyorum. İlk panik atak çoğu zaman acil serviste bitiyor. EKG çekiliyor, kan değerleri normal çıkıyor, “bir şeyiniz yok” denip eve gönderiliyorsunuz. Bir şeyiniz olmadığını duymak rahatlatmıyor, çünkü kimse o gece bedeninizde ne olduğunu anlatmamış.

O yüzden buradan başlamak istiyorum.
Bedende ne oluyor
Beynin alarm merkezi olan amigdala, ortada gerçek bir tehdit yokken tehlike sinyali veriyor. Sinyal verildiği anda adrenalin devreye giriyor ve beden kaçmaya hazırlanıyor: kalp hızlanıyor ki kaslara daha çok kan gitsin, solunum hızlanıyor ki oksijen artsın, kaslar geriliyor.
Yani beden bozulmuyor. Doğru işi yanlış zamanda yapıyor.
Hızlanan solunum kandaki karbondioksit dengesini bozuyor ve baş dönmesi, parmaklarda uyuşma, “buradan kopmuş gibiyim” hissi buradan doğuyor. Bu bilgiyi tek başına vermek bile çoğu danışanda ilk seansta gözle görülür bir rahatlama yaratıyor. Belirtinin nereden geldiğini bilmek onu küçültüyor.
Atak genellikle on dakika içinde en şiddetli noktasına çıkıyor, yirmi otuz dakika içinde geriliyor. Yükselmeye devam etmiyor. Bunu bilmek, atağın ortasında “bu daha da kötüye gidecek” düşüncesine verilecek en somut yanıt.
“Kalp krizi geçiriyorum” korkusu
Bu ayrımı ilk atağında hiç kimse tek başına yapamaz, yapmaya da çalışmasın. İlk kez yaşadığınız göğüs ağrısını kendi kendinize yorumlamak doğru değil. Acil servise gitmek ve kardiyolojik değerlendirme yapılmasını istemek en doğru adım. Panik bozukluk, tıbbi nedenler dışlandıktan sonra konuşulabilir bir başlık.
Değerlendirme yapıldıktan sonra genel eğilimleri bilmek işe yarıyor. Panik atakta ağrı daha çok keskin ve noktasal oluyor, göğsün ortasında ya da sol üstünde. Kalp krizinde tarif edilen şey baskı ve sıkışma; kola ve çeneye yayılabiliyor. Panik atakta karıncalanma ve gerçek dışılık hissi sık, kalp krizinde belirtiler geçmiyor, artıyor.
Bu bir kontrol listesi değil. Şüphe varsa hekime gitmek her zaman doğru cevap.
Atağın ortasında
Danışanlarla en çok pratik ettiğimiz şeyler şunlar.
Önce isimlendirmek. “Bu bir panik atak, tehlikeli değil, geçecek.” Yüksek sesle söylemek işe yarıyor; düşünceyi izlemek moduna geçiriyor.
Sonra nefes. Buradaki en yaygın hata derin nefes almaya çalışmak, çünkü bu hiperventilasyonu büyütüyor. Sakinleştirici sistemi devreye sokan şey nefes vermeyi uzatmak. Dört saniye al, altı saniye ver. Verirken sesli bir “fff” yapmak süreyi tutmayı kolaylaştırıyor.
Ardından dikkati bedenin içinden dışarı taşımak. Beş şey gör, dört şey duy, üç şeye dokun. Basit görünüyor, alarm sistemini gerçekten yavaşlatıyor.
Son madde en zoru: kaçmamak. Bulunduğunuz yerden çıkmak o an rahatlatıyor ama uzun vadede korkuyu besliyor. Atağın orada geçmesine izin vermek, beyne “burada tehlike yoktu” bilgisini kaydeden tek yol. Bunu ilk seferde yapmak gerçekçi değil, kademeli çalışılıyor.
Panik atak ile panik bozukluk aynı şey değil
Hayatı boyunca en az bir panik atak yaşayan insan sayısı sanılandan çok fazla. Panik bozukluk ise başka bir şey: atakların tekrarlaması ve kişinin “yine olacak” korkusuyla hayatını daraltmaya başlaması. Metroya binmemek. Yalnız dışarı çıkmamak. Kalp hızlanmasın diye spordan vazgeçmek.
Bu kaçınmaların her biri o gün rahatlatıyor, uzun vadede yaşam alanını küçültüyor; üstelik küçülme öyle yavaş oluyor ki kişi genellikle nerede durduğunu ancak bir arkadaşının davetini üçüncü kez reddettiğinde ya da yıllardır bindiği metroya artık binemediğini fark ettiğinde görüyor. Danışanların çoğu bana atak yüzünden değil, atağın hayatlarından aldığı yer yüzünden geliyor.
Nasıl çalışıyoruz
Panik bozukluk, psikolojik danışmanlığa en iyi yanıt veren başlıklardan biri. Bilişsel davranışçı terapi ile genellikle on dört seans civarında belirgin bir değişim görülüyor.
Süreç önce bilgiyle başlıyor: belirtilerin fizyolojisi öğreniliyor, yanlış yorumlar düzeltiliyor. Sonra kontrollü biçimde çarpıntı ya da baş dönmesi gibi duyumlar kasten oluşturuluyor, böylece beden bu duyumların tehlikesiz olduğunu deneyimle öğreniyor. En son ve en yavaş kısım, bırakılmış yerlere ve etkinliklere geri dönmek.
Hedef atağı tamamen ortadan kaldırmak değil. Hedef, ondan korkmayı bırakmak. Korku gidince atak da gücünü kaybediyor.
Atakların sayısı artıyorsa ya da kaçındığınız yerlerin listesi uzuyorsa beklemenin bir faydası yok; kaçınma yerleşmeden çalışmak çok daha kolay. Randevu talebi bırakabilirsiniz.

