Lütfiye ŞekerPsikolojik Danışman
Ebeveynlik10 dk okuma

Ankara’da Evlat Edinme Süreci ve Psikolojik Destek

Evlat edinme başvurusundan bağlanmaya kadar sürecin psikolojik tarafı: bekleme dönemi, sosyal inceleme kaygısı, ilk günler, çocuğa anlatma ve ne zaman destek alınmalı?

Lütfiye ŞEKERPsikolojik Danışman

Evlat edinme başvurusu tamamlandığı anda takvim başkalarının eline geçiyor. Telefon her çaldığında kalp hızlanıyor, uyku bölünüyor, en yakın arkadaşın hamilelik haberi beklenmedik bir sızı bırakıyor. Çoğu insan bunların hiçbirini dile getirmiyor; “sadece bekliyorum” deyip geçiyor.

Pencereden Ankara silueti görünen bir oturma odasında yan yana oturan aile; önde bekleme dönemi, sosyal inceleme kaygısı, ilk günler, çocuğa anlatma ve psikolojik destek başlıklı kitaplar.

Evlat edinme, ailenin kurulma biçimlerinden biri; hasta olunan bir durum değil. Ama uzun, belirsiz ve büyük ölçüde başkalarının takvimine bağlı bir süreç olduğu için kendine özgü bir psikolojik yükü var ve bu yük çoğu zaman sessiz taşınıyor. Bu yazı o yükün nerelerde biriktiğini ve hangi noktalarda destek almanın gerçekten işe yaradığını anlatıyor.

Önce sürecin resmi tarafı

Türkiye’de evlat edinme başvuruları, ikamet edilen ildeki Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü üzerinden yürüyor; Ankara’da yaşıyorsanız muhatabınız Ankara İl Müdürlüğü oluyor. Başvurunun ardından belgelerin toplanması, sosyal çalışmacıların yürüttüğü sosyal inceleme, uygun bulunma, sıra bekleme, çocukla tanışma, bir yıllık bakım dönemi ve mahkeme kararı geliyor.

Yasal koşullar (evli çiftlerde aranan evlilik süresi ve yaş şartları, tek başına başvuranlar için otuz yaş sınırı, evlat edinen ile çocuk arasındaki en az on sekiz yaş farkı, ayırt etme gücü olan çocuğun rızası) Türk Medeni Kanunu’nda düzenleniyor. Güncel koşulları, istenen belgeleri ve başvuru sırasını yalnızca il müdürlüğünden teyit edin; buradaki hiçbir bilgi hukuki danışmanlık yerine geçmez.

Bir noktanın altını baştan çizeyim: sosyal inceleme ve uygunluk değerlendirmesi devletin görevidir. Özel bir psikolojik danışmanlık bu dosyanın parçası değildir, bir rapor üretmez ve süreci hızlandırmaz. Burada anlatılan çalışma, dosyanız için değil sizin için.

Nasıl çalışılıyor: bütüncül bir çerçeve

Bu başlıkta çalışmanın omurgası bilişsel davranışçı yöntemler: kaygı geldiğinde ne düşünüldüğünü yakalamak, felaket senaryolarını sınamak ve kaçınmayı kademeli olarak azaltmak. Belirsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir süreçte yapılandırılmış bir zemin, tek başına bile rahatlatıcı oluyor.

Ama bekleme kaygısını yalnızca “yanlış düşünce” olarak ele almak bu süreçte eksik kalıyor. O yüzden çerçeveyi bütüncül tutuyorum ve birkaç katmana birlikte bakıyorum. Kaygı ne zaman ortaya çıkıyor, bedende nerede duruyor? Altında hangi duygu var; çoğu zaman korkunun altından çaresizlik, yalnızlık ya da uzun süredir söylenmemiş bir öfke çıkıyor. Bu anda aslında neye ihtiyaç duyuluyor? Ve bu duygu tanıdık geliyor mu; daha önce hangi dönemde böyle hissedildi?

Son soru bu süreçte sıklıkla bir yere çıkıyor. “Bekleyip umut etmek ve sonucu başkasının belirlemesi” pek çok kişiye çocukluğundan tanıdık gelen bir konum; o tanıdıklık fark edildiğinde bugünkü kaygının neden bu kadar büyük olduğu da anlaşılır hâle geliyor.

Beden bu çerçevenin ayrı bir ayağı. Uykuya dalamama, göğüste sıkışma, telefonun sesiyle yerinden sıçrama; bunlar konuşarak çözülmüyor, çalışılıyor. Nefes, topraklanma, bedensel farkındalık ve güvenli alan çalışmaları bu düzeyde kullanılıyor. Geçmiş tedavi süreci ya da kayıp hatırlandığında beden hâlâ güçlü tepki veriyorsa EMDR terapisi sürece eklenebiliyor.

Hedef de buna göre kuruluyor: amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil. Bu süreçte bir miktar kaygı zaten yerinde bir tepki. Asıl mesele, kaygı geldiğinde onun karşısında çaresiz kalmamak ve hayatın geri kalanını askıya almadan bekleyebilmek.

Yöntem kişiye göre seçiliyor, kişi yönteme göre değil. Bunu baştan söylüyorum çünkü bu süreçteki danışanlar zaten uzun zamandır kendilerini bir sıraya, bir kurala ve bir takvime uydurmak zorunda kalmış oluyor.

Karar aşaması: eşlerin aynı hızda olmaması

Odaya gelen çiftlerin belirgin bir kısmında iki kişi aynı yerde değil. Biri karara aylar önce varmış, diğeri hâlâ tıbbi seçenekleri düşünüyor ya da adını koyamadığı bir tereddüt taşıyor. Genellikle kararı önce veren kişi geliyor ve sorusu şu oluyor: eşimi nasıl ikna ederim?

O soruyu olduğu gibi çalışmıyoruz. Çünkü ikna edilerek girilen süreçlerde tereddüt kaybolmuyor, sadece görünmez oluyor; sonra zor bir günde, çocukla ilgili bir krizde ya da bekleme uzadığında “ben zaten istememiştim” cümlesi olarak geri geliyor ve bu cümle ilişkide uzun süre iyileşmiyor.

İşe yarayan şey tereddüdün içeriğine bakmak. Çoğu zaman altından üç şeyden biri çıkıyor: bitmemiş bir tıbbi umut, “sevebilir miyim” korkusu ya da kendi ailesinin tepkisine dair kaygı. Üçü de konuşulabilir başlıklar ve üçü de ikna ile çözülmüyor. Bu farkın güvenli biçimde açıldığı bir zemin için çift ve evlilik danışmanlığı uygun bir çerçeve sunuyor.

Tamamlanmamış bir yas

Evlat edinme kararı birçok ailede bir kaybın ardından geliyor: uzun süren tedaviler, sonuçsuz denemeler, kayıplar. Bu geçmişin üzerine yeterince durulmadan yeni bir sürece başlandığında eski yas kaybolmuyor; yeni sürecin içine sızıyor.

Pratikte şöyle görünüyor: tanışma günü beklenen sevinç gelmiyor, kişi bunu kendisinde bir eksiklik sanıyor. Ya da çocuk geldikten sonra beklenmedik bir hüzün beliriyor ve suçluluk yaratıyor. Oysa bu, sevginin eksikliği değil; sırası gelmiş bir yasın kapıyı çalması.

Bu nedenle mümkünse başvuru döneminde, en geç bekleme döneminde bu tarihe bakmayı öneriyorum. Kayıp yaşantısı hâlâ bedende canlıysa, tedavi sürecinin belirli anları hatırlandığında kalp hızlanması ve kaçınma varsa, bilişsel çalışmanın yanına EMDR eklemek bu anıların yükünü belirgin biçimde azaltıyor.

Sosyal inceleme: sürekli değerlendiriliyor olma hissi

Sosyal inceleme, sürecin kaygıyı en yoğunlaştıran aşamalarından biri. Ev ziyaretleri, gelir ve sağlık belgeleri, çocukluğunuza ve evliliğinize dair sorular. Danışanların tarif ettiği duygu neredeyse her zaman aynı: sınava girmek.

Bu his gerçek bir şeye dayanıyor; bir değerlendirme gerçekten yapılıyor. Ama şunu söylemek çoğu kişiyi rahatlatıyor: sosyal çalışmacı kusursuz bir ev ya da hiç tartışmayan bir çift aramıyor. Bakılan şey çocuğun ihtiyacını karşılayabilecek istikrar, gerçekçilik ve zorlukla baş edebilme kapasitesi. “Hiç sorunumuz yok” cümlesi, “şu konuda zorlanıyoruz, şöyle çözüyoruz” cümlesinden daha güçlü bir cevap değil.

Bu aşamada yaptığımız iş genellikle iki başlıkta toplanıyor: mükemmel görünme baskısını azaltmak ve zor soruların (neden evlat edinmek istiyorsunuz, çocuğun geçmişiyle nasıl baş edersiniz, hayal ettiğiniz çocuk nasıl) cevabını gerçekten düşünmek. Birincisi tipik bir bilişsel çalışma; “hata yaparsam elenirim” varsayımını test etmek. İkincisi süreç için değil sizin için önemli, çünkü bu soruların cevabı ilerideki günlerde gerçekten lazım oluyor.

Bekleme: en uzun ve en sessiz kısım

Belgeler tamamlandıktan sonra gelen dönem, sürecin en zorlayıcı aşaması. Yapacak bir şey yok, takvimi kimse söyleyemiyor, ilerleme görünmüyor. Belirsizlik kaygısı böyle ortamlarda besleniyor ve tipik bir döngü kuruluyor: her telefon umut, her sessiz hafta hayal kırıklığı.

Bu dönemde en sık gördüğüm üç şey şunlar. Hayatı askıya almak: iş değişikliğinin, tatilin, taşınmanın ertelenmesi; “çocuk gelsin de” cümlesiyle kurulan bir bekleme odası hayatı. Sosyal çekilme: bebekli ortamlardan, doğum günlerinden, aile toplantılarından uzak durmak. Ve sürekli araştırma: forumlarda, gruplarda başkalarının süreleriyle kendi süresini karşılaştırmak. Üçü de kaygıyı kısa vadede azaltan, uzun vadede besleyen kaçınma davranışları; BDT’de üzerinde en somut çalışılan başlık da bu.

Buradaki hedef kaygıyı bastırmak değil, belirsizliğe tahammülü artırmak. Kontrol edilebilir alanı ayırmak (başvurunun güncelliği, ev hazırlığı, bilgi edinme, kendi sağlığınız) ve kontrol dışını bırakma pratiği yapmak. Kaygı bedende yoğunlaşıyorsa kaygıyla baş etme yöntemleri yazısındaki nefes ve topraklanma çalışmaları bu dönemde işe yarıyor.

Bekleme bir yılı aşmışsa ve isteksizlik, uyku bozulması, sürekli yorgunluk, hiçbir şeyden keyif alamama tabloya eklendiyse bu artık sadece “yorgunluk” olmayabilir. Depresyon belirtileri yazısındaki eşikler bu ayrımı kolaylaştırıyor; sürecin uzunluğu, gelen depresif tabloyu normalleştirmek için yeterli bir gerekçe değil.

Çevreye anlatmak ve gelen sorular

Kime, ne zaman, ne kadar anlatılacağı ayrı bir başlık. Erken anlatan aileler her aile toplantısında ilerleme raporu vermek zorunda kalıyor; hiç anlatmayan aileler ise süreci tek başına taşıyor. Ortası, birkaç güvenilir kişiye anlatmak ve geri kalanına sınır koymak.

Sınır koymak burada somut bir beceri. “Süreç devam ediyor, gelişme olursa paylaşırız” cümlesi kibar ve kapatıcı; ayrıntı vermek zorunda değilsiniz. “Gerçek annesi kim”, “kendinizden olmayınca aynı olur mu” gibi sorular gelecek. Bu cümlelere hazırlıksız yakalanmak incitiyor; hazırlıklı olmak ise yalnızca o anı değil, çocuğun ileride duyacağı benzer cümlelere vereceğiniz tepkiyi de belirliyor. Seansta bu cümlelerin provası yapılabiliyor; teorik bir konu değil, ağızdan çıkacak hâliyle çalışılan bir şey.

Eşleşme ve ilk günler: anında bağlanma miti

Çocukla tanışma anına dair en yaygın beklenti, ilk bakışta gelen o büyük duygu. Bazı ailelerde gerçekten böyle oluyor. Bazılarında olmuyor ve bu, sürecin en az konuşulan ama en çok suçluluk yaratan kısmı.

Bağlanma bir andan değil tekrardan doğuyor: beslenmeden, uyutmadan, ağladığında yanında olmaktan, yüzlerce küçük karşılıktan. Duygunun gecikmesi bağlanmanın kurulmayacağı anlamına gelmiyor. Bunu bilerek girmek, ilk haftaların suçluluğunu belirgin biçimde azaltıyor.

İlk dönemde çocuk tarafında da beklenenden farklı şeyler olabiliyor. Fazla uyumlu ve “sorunsuz” bir çocuk, kimi zaman rahatlığın değil temkinliliğin işareti. Uyku ve yeme düzensizlikleri, yaşından geriye gitme (altını ıslatma, bebeksi konuşma), sınırları test eden davranışlar ve öfke patlamaları sık görülüyor. Bunlar genellikle “yanlış çocuk” değil, güven sınaması: çocuk, kızdırdığında da kalıp kalmayacağınızı öğreniyor.

Bu davranışlar birkaç ayı aşıyor ve okulu ya da uykuyu bozuyorsa, çocuk tarafında da yapılandırılmış bir çalışma gerekebiliyor; çocuklarda bilişsel davranışçı terapi yazısı bu çalışmanın nasıl ilerlediğini anlatıyor.

Bir yıllık bakım dönemi ve bağlanma

Mahkeme kararından önceki bakım döneminin kendine özgü bir zorluğu var: hem tam bağlanmak hem de sonucu kesinleşmemiş bir durumda durmak. Birçok aile bu dönemde kendini korumak için farkında olmadan mesafe bırakıyor; çocuk ise mesafeyi hissediyor. Bu ikilemin konuşulabildiği bir yer olması, dönemin en pratik faydası.

Aynı dönemde evin içindeki düzen de değişiyor: eşler arasındaki roller, evde başka çocuk varsa kardeş dengesi, büyükanne ve büyükbabanın tutumu. Bu başlıklar tek tek bireysel meselelerden çok bir sistem meselesi olduğu için aile danışmanlığı çerçevesinde çalışılıyor. Zorluk daha çok ebeveynin kendi kaygısı, uykusuzluğu ve öz eleştirisiyle ilgiliyse bireysel danışmanlık daha doğrudan bir yol.

Çocuğa anlatmak

Bu, ailelerin en çok ertelediği konu ve erteleme genellikle korumak istemekten kaynaklanıyor. Buna karşın alanın ortak görüşü net: çocuk, bunu ilk kez duyduğu anı hatırlayamayacağı kadar erken öğrenmeli.

Çünkü asıl zorlayan şey bilginin kendisi değil, saklanmış olduğu hissi. Yedi yaşında, bir akrabadan ya da bir tartışma sırasında duyulan bir cümleyle öğrenilen gerçek çocuğa iki şey birden söylüyor: hikâyesini ve ailesinin ondan bir şey sakladığını. İkincisi güveni tek seferde zedeliyor.

Anlatmak tek bir konuşma değil, yaşla birlikte katmanlanan bir anlatı. Küçük yaşta basit ve sıcak (“sen bizim ailemize başka bir yoldan geldin”), okul çağında daha somut, ergenlikte daha eksiksiz. Çocuğun köken ailesine dair merakı sizi sevmediği anlamına gelmiyor; kimlik kurmanın olağan bir parçası. Ergenlikte bu merak kimlik sorularıyla birlikte yoğunlaşıyor ve evdeki iletişim düzenini zorlayabiliyor; o dönemde ergen çocukla konuşmak yazısı ve çocuk ve ergen danışmanlığı süreci işe yarıyor.

Ne zaman destek almalı

Sürecin her aşamasında danışmanlık almak gerekmiyor. Ama şu başlıklardan biri varsa beklemenin faydası yok:

  • Bekleme dönemi uyku, iştah ve iş performansını belirgin biçimde etkiliyorsa
  • Eşler arasında konu her açıldığında tartışma çıkıyor ya da konu tamamen konuşulmaz hâle geldiyse
  • Geçmiş tedavi süreci ya da kayıp hatırlandığında güçlü bedensel tepkiler oluyorsa
  • Çocuk geldikten sonra beklediğiniz duyguyu hissetmiyor ve bunun suçluluğunu taşıyorsanız
  • Çocukta uyku, yeme, öfke ya da okul uyumu sorunları birkaç ayı aştıysa
  • Çocuğa anlatma konusunda nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız
  • Süreç olumsuz sonuçlandıysa ve bu kaybı tek başınıza taşıyorsanız

Son maddeyi diğerlerinden ayırıyorum: başvurusu olumsuz sonuçlanan ya da bakım dönemi sona eren ailelerin yaşadığı şey gerçek bir kayıp yası; ancak çevre bunu çoğu zaman bir yas olarak tanımıyor ve bu tanınmama yalnızlığı ağırlaştırıyor.

Evlat edinme süreci başkalarının takvimine bağlı olduğu için sabır gerektiriyor; ama bekleme döneminin boş geçmesi gerekmiyor. Bu dönemi kendinizi hazırlayarak geçirmek, çocuk geldiğinde en çok işinize yarayan şey oluyor.

Ankara Batıkent’te yüz yüze ya da online danışmanlık biçiminde çalışılabiliyor. İlk görüşmenin nasıl ilerlediğini merak ediyorsanız ilk görüşmede ne oluyor yazısına bakabilir, doğrudan randevu talebi oluşturabilirsiniz.

Paylaş

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişiye özel tıbbi teşhis ya da tedavi önerisi yerine geçmez. Belirtileriniz günlük yaşamınızı etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir.

İlgili hizmet

Aile Danışmanlığı

Aileyi tek tek bireyler yerine bir sistem olarak ele alan çalışma. Rollerin, sınırların ve iletişim düzeninin yeniden kurulmasına odaklanır.

Detaylar

Sıkça sorulanlar

Bu yazı hakkında sorular

Hayır, zorunlu değildir. Başvurunun resmi değerlendirmesi Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün sosyal inceleme sürecinde yapılır; özel bir danışmanlık bu dosyanın parçası değildir. Danışmanlık, sürecin duygusal yükünü taşımak ve bağlanma dönemine hazırlanmak için tercih edilen ayrı bir çalışmadır.

Daha fazla soru için S.S.S. sayfası.

Benzer yazılar

Ebeveynlik3 dk okuma

Ergen Çocukla Konuşmak

Ergenlik dönemindeki çocukla konuşmak neden zordur? Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalar nelerdir? Ne zaman destek almak gerekir? Ergen çocuğa nasıl sınır koyulur?

Yazıyı oku

Randevu

İlk adımı atmaya hazır mısınız?

Randevu formunu doldurmanız yalnızca bir talep oluşturur. Talebiniz genellikle 1 iş günü içinde yanıtlanır ve uygun saatler size iletilir.

Önce soru sormak isterseniz iletişim sayfasından yazabilirsiniz.

Batıkent, Yenimahalle / Ankara · Online görüşme imkânı

AraRandevu Al